Çeviri: Sosyal Çalışmanın Maneviyat Boyutunu Keşfetmek

Michael McKernan, MSW
Director of Operations,
Katolik Aile Hizmetleri (Catholic Family Service) 
Calgary, Alberta
Kanada

 Sosyal Çalışmanın Maneviyat Boyutunu Keşfetmek

Özet

Maneviyata ilişkin giderek artan kamusal ve profesyonel ilgiye sosyal çalışmanın verdiği yanıtlar bazı çok önemli sorular doğuruyor: 

  1. Sosyal hizmet pratiği açısından bu neden önemlidir?
  2. Maneviyatla ne kastediyoruz?
  3. Manevi geleneklerin ortaya çıkardığı ve sosyal çalışmanın, mesleki değerleri ve bilgileri açısından aşmak zorunda olduğu engeller nelerdir?
  4. İyi temellendirilmiş sosyal çalışmanın maneviyatla bağ kurması için gereken önemli etmenler nelerdir?
  5. Danışanlar açısından maneviyatın önemini anlamamızı sağlayacak ne tip araştırmalar mevcuttur?
  6. Maneviyat danışanlarımıza hizmet sunarken ne gibi faydalar sunabilir      

 Sosyal Çalışmanın Maneviyat Boyutunu Keşfetmek

Yazar, Muttart desteğiyle yürüttüğü araştırmaya dayandırdığı makalesinde, bu soruları maneviyatın sosyal çalışma için taşıdığı önemi ve sosyal çalışmada oynadığı rolü ortaya çıkarmak için bir çerçeve olarak kullanıyor.  Makale güvenilir bir manevi perspektifin sosyal çalışma faaliyetine sağlayacağı özgüllüğü ve uygulama alanındki faydaları belirterek sonlanıyor. 

İnsan olmak, maneviyata sahip olmak demektir. İnsanların, ancak manevi kapasiteleri ciddiyetle ele alındığında saygıyla karşılanabilecek özlemleri ve istekleri vardır. (Gratton, 1995)

Maneviyata dönük yaygın ilgi son yıllarda hızla artıyor. Bu konu kitapçıların en çok satanlar listelerinde ilk sıraları işgal ediyor, eğlence basınının ortak bir teması haline geliyor ve insani hizmet veren mesleklere yönelik pek çok konferans ve eğitim programının önemli bir öğesi haline geliyor. Bu eğilimin ayırdına varan ünlü gazeteci Bill Moyers “saygın her gazeteci, asıl hikayenin ruhani/manevi olanı tanımlamaktan geçtiğini bilir. Bu sadece geçtiğimiz on yılın değil tüm yüz yılın en önemli meselesidir” yorumunu yapıyor (Keen, 1994, s.22). 

Maneviyata dönük bu yaygın ilginin demografisine bakmak da oldukça açıklayıcıdır. 1996 yılında Fetzer Enstitüsü ve Noetik Bilimler Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre 20 milyon Amerikalı psikoloji, manevi hayat ve kendi kendini gerçekleştirme meselelerinden “kültürel yaratımlar” olarak bahsetmektedir (Simpkinson & Simpkinson, 1988).

Reg Bibby (2002) tarafından yapılan araştırmaya gore Kanadalıların büyük çoğunluğu (%86) Tanrıya inanmaktadır, bunların çok az bir kısmı (%17) gerçekte düzenli olarak kiliseye gitmektedir. 1 Bu tablolar son 40 yıl içerisinde keskin bir düşüşe işaret etmektedir ve bundan dolayı Bibby şu gözlemi yapmaktadır: “Burada yanlış birşeyler var. Ulusun kiliseleri hiç olmadığı kadar boşalmışken, Kanadalılar durmadan dini sorular soruyorlar.” (Bibby, 1995, s. xviii)

Yukarıda gösterilen sayılara dayanarak sosyal çalışma alanındaki başvurucularımızın çoğunun kendileri için son derece önemli manevi inanışlara sahip olduklarını söyleyebiliriz. O halde, sosyal çalışma, psikoloji ve psikiyatri dahil olmak üzere insani hizmetlerin kriz anlarında başvurulan alanlar olduğunu söylemek büyük bir sıçrama değildir. Biz bir zamanlar rahiplerin ve papazların oynadıkları bir rolü miras aldık. Beğenin ya da beğenmeyin, sosyal çalışmacılar olarak danışanlarımızın bize getirdikleri ve taşıdıkları kaygılarla iç içe geçmiş olan birçok manevi meseleyle sürekli karşılaşıyoruz. Fakat benim izleninim, bizlerin şu anda maneviyatı sosyal çalışmayla bütünleştirecek güvenilir ve ulaşılabilir araçlardan yoksun olduğumuz yönünde. Bu durumun danışanla çalışmada ve danışanın manevi inanç ve deneyimlerinin sunacağı kaynaklara ulaşmada bazı sonuçları var. 

Bu makale, maneviyatın aile ile sosyal çalışmanın manevi boyutunu araştıran bir yıllık bir araştırmanın bulgularını özetliyor (McKernan, 2004)2. Buradaki tartışma var olan manevi yaklaşımların sosyal çalışma için yarattığı sorunları; sosyal çalışmayla maneviyatın bilgileri arasında bir köprü kurulması meselesini ele alıyor ve maneviyat ile sosyal çalışmanın bütünleşmesinn bazı avantajlarını listeliyor. 

 “Modern yardım meslekleri”nden ne anladığımız, insan ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olan hizmet sektörüne yeni gelenlerle ilişkilidir.  Sosyal çalışma ve psikoloji yüz yıldan biraz fazla bir süredir insan deneyimi ile birlikte değerlendiriliyor, (büyük dinler, şamanist, ezoterik ya da gizli ve mistik gelenekler dahil olmak üzere) manevi gelenekler kozmos ve şifa konularında kavrayışlarını düzeltiyorlar. Bu potansiyel zenginliği ve sosyal çalışma pratiklerine yapacağı katkıyı göz ardı edemeyiz. 

Son yıllarda şifa ve iyileştirme konusunda çalışan pek çok yazar ve uygulayıcının çalışmaları, manevi deneyimle ampirik araştırma arasında güvenilir bir bağ kurmanın yollarını araştırıyorlar.3  

Günümüzde maneviyatın sosyal çalışma alanı açısından faydalanılabilir olmasını sağlayacak üç önemli etmen olduğunu düşünüyorum. İlk olarak, bizim maneviyatla bağımız değişmektedir. Manevi pratiklere ilişkin bilgilerin pek çok farklı biçimde daha çok ulaşılabilir olmasına ek olarak yeni dünyalar ve aşkın ve mistik olanı konuşmak için yeni metaforlar keşfediyoruz. Bilimde manevi bakışlar önem kazanıyor (kuantum fiziği, kaos teorisi, yaratıcılık çalışmaları, biyoloji, ekoloji) ve sanat, alternatif tıp gibi diğer öğrenme kaynakları da geleneksel dinsel formüller dışındaki maneviyat anlayışımızı zenginleştiriyor. Artık maneviyatı bir grubun savunduğu rastgele bir inançlar sistemi olarak görmemiz gerekmiyor.  

Maneviyatın sosyal çalışma için daha erişilebilir olmasının arkasında yatan bir başka etmen de yaşadığımız yaşama yeni bir bakış talep eden, yaygın bir endişeler çağında yaşıyor oluşumuz. Şu andaki “bilimsel ilerlemeye” ve kontrol mitine dayalı hakim bakış açısı, terörizm, ekolojik kriz, ve soykırım ya da küresel yoksulluk gibi küresel sorunlara gösterilen itirazlar karşısında basitçe, yetersiz kalmaktadır. Yerellerde, çok zengin topluluklar içerisinde bile, barınma sıkıntısı, yalnızlık, bozulan ilişkiler, kurumlara duyulan güvenin sarsılması, felç edici yoksulluk gibi sorunları gözlemliyoruz. Bireyselciliğin ahlakı, özgürlük ve gizlilik iddialarıyla birlikte, insanları birbirlerine, yaşadığımız dünyaya ve bir bütün olarak kozmosa bağlayan dengeleyici unsurunu kaybetti. Joseph Campell bunu şöyle ifade eder:  

Önceki nesiller, bugün bizim tek başımıza yüzleşmek zorunda kaldığımız psikolojik tehlikelerle, kendi mitolojik ve dini sembollerinin ve manevi faaliyetlerinin rehberliğinde başa çıkıyorlardı. Bu, tüm tanrılarının ve şeytanlarının rasyonalize edildiği modern “aydınlanmış” bireyler olarak bizim sorunumuz. (1968, s. 82)

Bu istikrarsız zamanlar, bize yardım edebilecek yeni bir dünya görüşü, yeni bir paradigma arayışını doğurur. Marilyn Ferguson bu yeni paradigmanın “bilimdeki atılımların ve kaydedilmiş en eski düşüncelerin içgörülerini” içermesi gerektiğini savunur. (1980, s. 68). Noetik Bilimler Enstitüsü Başkanı William Harman bu geçiş sürecinin:  

… öznel deneyim alanına dair ampirik olarak temellendirilmiş ve kamusal olarak geçerlilik kazanmış, bir bilgi bütünün yaratımı sürecini içerdiğini vurgular.  Tarihte ilk defa insanlığın içsel hayatının kurulu deneyimleri – ve kısmen büyük dinsel geleneklerin ve Agnostik grupların kadim bilgileri hakkında büyüyen, ilerleyen bir yapı oluşturmaya başlıyoruz. İlk kez, bu bilginin –dogmatizasyonların, kurumsallaşmaların, ya da kültizmin ve  okültüzimin birçok çeşidi içerisinde yozlaşmış, gizlice tekrarlanan bir sırrı olarak değil- aksine insanlığın yaşayan bir mirası olarak görülebileceğine dair bir umut verir.  (aktaran Ferguson, 1980, s.27)

Maneviyatı sosyal çalışma açısından erişilebilir kılan üçüncü etmen, kendi kökenlerinde bulunur. Sosyal çalışmanın 19. yüzyılda Hristiyan ve Yahudi hayırseverlik hareketlerindeki kökleri; bize maneviyat/din ile olan bağın sosyal çalışmanın kuruluşunun temellerinde yer aldığını hatırlatır. (Barker, 1992). Sosyal çalışma açısından, pratiğe ilişkin çok çok daha gelişmiş seviyelerde düzenlemeler ya da yönlendirilmiş araştırmalar tek başlarına yeterli olmayacaktır. Eğer bu yeni paradigmanın sosyal çalışma alanında nasıl yükseleceğine dair bir spekülasyon yapacak olsam, inanıyorum ki bu resmi öncülükte (üniversiteler, meslek örgütleri ve sosyal çalışmacıların ana işverenlerinden) oluşmayacaktır. Bunun yerine maneviyat alanında çalışmalar yapan sosyal çalışmacıların ilerlemeci bir fikir birliği öncülüğünde gerçekleşecektir. Bu durum manevi bir misyon taşıyan, özel faaliyet yürüten topluluklar ve marjinal örgütlenmeler açısından kısmen doğru olabilir. Bu sosyal çalışmayla maneviyatı birleştiren ve kolaylıkla rağbet görecek yeni bir yol açacaktır. (Ferguson, 1980).4  İnanıyorum ki, öyle bir zaman gelecek, sosyal çalışmanın manevi boyutu apaçık bir hakikat halini alacak ve onu sosyal çalışma pratiğinden dışlayan yaklaşımlar yersiz ve profesyonellikten uzak olarak görülecektir. 

Maneviyatı Sosyal Çalışmayla Bütünleştirmenin İki Düzeyi

Sosyal çalışmada maneviyatı yönlendirmek iki düzeyde gerçekleşebilir. Bütünleşmenin ilk seviyesinde maneviyat, danışanın deneyimine dair yüzeysel bir konu olarak görülür. Bir danışan, bir ebeveyn ya da eş kaybının ardından Tanrıyla ilişkisinden bahsettiğinde ya da ölümden sonra hayat olup olmadığını merak ettiğinde, bu meseleyi nasıl anladığımıza ve nasıl cevaplayacağımıza dair sorularla karşı karşıya kalırız. Maneviyat çalışmasının bu düzeyinde çalışmacının kendisi için bir manevi bakışı olması gerekmez; maneviyata, tıpkı toplumsal cinsiyete, ırka, kültüre yaklaştığımız gibi, danışanın deneyimindeki önemli bir etmen olarak yaklaşmamız gereklidir. Anlamak suretiyle dili kullanabilir, stratejiler geliştirebilir ve kendi yaklaşımımızı maneviyatın sunuluş biçimine göre ayarlayabiliriz. Bu bizi maneviyatın danışanlarımız için ne şekilde önem taşıdığına ve başarıları için nasıl bir kaynak oluşturduğuna dair sorular sormaya teşvik eder. Tekrarlamak gerekirse, burada terapistler tarafından uygulanan “onaylama” kastedilmiyor. Bunun yerine bir profesyonelin, danışanının manevi perspektifine duyarlı, “siyasal olarak doğru” bir duruş edinmesi vurgulanıyor. 

Bütünleşmenin ikinci seviyesi, maneviyatın, içinde çalışmacının deneyiminin de yer aldığı öznel bir deneyim olduğunu varsayar.  Tıpkı danışanın mülakatına katılma süreci gibi daha inceliklidir çünkü odağına yalnızca içeriği değil aynı zamanda deneyimin kendisini de alır. Sosyal çalışmacı olan bitenin dışında ya da tarafsız değildir.  Kuantum fiziğinin bize sunduğu anlayışa göre şeyleri mutlak nesnel biçimlerde ölçemeyiz- ölçme eyleminin kendisi ölçtüğümüz şeyi değiştirir. Buna göre, maneviyatı sosyal çalışma pratiğine dahil etme girişimi çalışmacının inançları ve deneyimiyle şekillenmektedir. Bu, katbekat gayret gerektiren, öznel ve tartışmalı, fakat aynı zamanda da oldukça zengin bir araştırma alanıdır; kendimize dair en derin ve en yoğun kavrayışımızı yaptığımız işe dahil etmemizi gerektirir –burada hiçbir sınır olamaz. 

Maneviyatla İçerik Düzeyinde Çalışmak 

İçerik düzeyinde, sosyal çalışmada uygulanacak maneviyat meseleleri şunları kapsayabilir: i) Danışanlarla ibadet/dua ve meditasyonun kullanılması ii) ibadetin iyileşmedeki etkisini ve manevi pratiklerin sağlığa etkilerini vurgulayan araştırmaların göz önünde bulundurulması iii) uzaktan tedavi (belli bir mesfeden), enerji tedavisi, transandantal deneyimler, ayrılma olgusu mistik deneyimler, değişmiş bilinç durumları dahil olmak üzere bilincin keşfinin etkileri ve iv) faillerin ve cemaatlerin, manevi amaçlı fikirlerin aşılandığı yaratıcılık alanları olarak değerlendirilmesi. 

Yakın zamana kadar bu tip ilgi alanları sosyal çalışma pratiği açısından marjinal kalıyordu. Burada, sosyal çalışmacıların çoğunun kendi kişisel manevi bakışlarının olmadığı kastedilmiyor; basitçe profesyonel kurumların ve sosyal çalışma okullarının bu meseleye resmi bir şekilde değinmedikleri kastediliyor. 5  

Maneviyat ve Sosyal Çalışma Arasında Bir Köprü Oluşturmak

Sosyal çalışma ve maneviyatın aklı arasında kurulacak bu köprüye yöneltilen itirazlar ortaya bazı önemli sorular çıkarmaktadır. 

  1. Maneviyatla ne kastediyoruz?
  2. Manevi geleneklerin ortaya çıkardığı ve sosyal çalışmanın, mesleki değerleri ve bilgileri açısından aşmak zorunda olduğu engeller nelerdir?
  3. İyi temellendirilmiş sosyal çalışmanın maneviyatla bağ kurması için gereken önemli etmenler nelerdir?
  4. Danışanlar açısından maneviyatın önemini anlamamızı sağlayacak ne tip araştırmalar mevcuttur?
  5. Maneviyat danışanlarımıza hizmet sunarken ne gibi faydalar sunabilir(?

Makalenin bundan sonraki kısmı bu soruları, sosyal çalışmanın manevi yönünü keşfederken bir yol gösterici olarak alacaktır.

Maneviyatı Tanımlamak

Bu yazarın yaptığı bir araştırma maneviyatı; “bizi gündelik hayatın daha geniş amaçları ve anlamlarıyla birbirimize bağlayacak güvenilir bir akıl arayışı” (Gratton, 1995, s. 6) şeklinde değerlendirerek geniş bir tanımına kaynak oluşturmaktadır. Bu tanım belirli bir inancı belirtmekten ziyade arayış ve deneyim fiillerine odaklanıyor. Bizim belirli deneyimlerimiz ile “gündelik hayatın daha geniş amaçları”  arasında bir köprü oluşturuyor. Bu tanım, belirli bir inanç öğretisi ya da kurumuyla sınırlı olmayan geniş bir maneviyat kavramını destekliyor. Bu daha genel maneviyat düşüncesi kural, gelenek ya da dogmaya daha az önem verirken deneyime çok büyük bir önem atfediyor. Maneviyat, çok sayıda gelenekten oluşabileceği gibi, hiçbir gelenekten de oluşmayabilir.  Bu yaklaşımın zayıflığı içerisinde özeleştiri bulunmayışıdır – belirli bir inanç referansının olmayışı “faydalı inançlar”a, “açık büfe dinler”e, ya da şarkıcı Tom Cochrane’in Songs of a Circling Spirit albümünün kartonetinde belirttiği gibi “fast food dini”ne imkan sağlar. (Cochrane, 1997). Manevi düşünceler eşit derecede geçerli değildir; bu soruna tıpkı sosyal çalışmadaki diğer perspektiflerde olduğu gibi, sezgilerimiz ve deneyimlerimize ek olarak meseleye sunacağımız en donanımlı ve en titiz düşüncelerle göğüs gerebiliriz. Wilber güvenillir bir manevi hakikati üç hayati kritere değen bir şey olarak tanımlıyor: Öznel deneyim, nesnel çalışma ve cemaat/referans grup muhakemesi (Wilber, 1996, s.120). Bu kriterlerden herhangi birini yok saymak güçlendirme ya da diğerlerinin kör noktalarınca  çarpıtılma riskini doğurur. Kurulu dinler Batıda maneviyatın hakim taşıyıcısı konumundadır; buna karşın günümüzde maneviyatın ve manevi pratiklerin tek ve egemen kaynakları sayılmazlar. Maneviyat, kurulu dinlerin yanında, Doğunun ve Batının mistik geleneklerden, şamanist geleneklerden, aborijin manevi pratiklerinden, sanattan, çeşitli yoga pratiklerinden, kuantum fiziğinin bilimsel temelli keşiflerinden, New Age akımından, edebiyattan, şiirden, esoteric manevi geleneklerden (gizem ekolü, teosofi, Masonluk hareketi) bilgi edinmektedir. Bu örnekler manevi pratikleri geniş bir yelpazede sunuyor. Bazıları örgütlenme düzeyleri ve temel inançlara ayrıcalıklı bir bağları olması nedeniyle din olarak değerlendirilir. Maneviyatın daha az formel ve daha bireyci pratikleri ile dinin daha formel ve toplumsal pratikleri arasında bir süreklilik olduğunu görmek daha gerçekçi bir tutum olacaktır. Maneviyatın sosyal çalışmanın değerleri ve pratikleri açısından nasıl daha “esnek” olduğu görülebilir. 

Jack Hawley’in çalışmasından uyarlanan aşağıdaki tablo, din ve maneviyat arasındaki farkı tanımlaya yardımcı olacaktır (1993, s. 4):

DinManeviyat
Belirli bir zamanın ve mekanın ürünüdürGeniş biçimde pek çok dönem ve geleneği kapsar
Bir gruba hitap ederDaha özel, kişiseldir
Önceden saptanmış inançlara odaklanırTüm dinlerde ortak olan özellikler barındırır
Davranış kurallarıPratik yöntemleri
Bir düşünce sistemidirPratik bütünüdür
Bir yolda ilerlemek için var olan inançlar bütünüdürHislerin ötesinde bir durumdur (hatta fikirlerin ötesindedir)
Kurumlar ve örgütlerAynı görüşte olanların bulunuğu ilişki ağları
Bir yaşam tarzıBir pratik

Manevi geleneklerin ortaya çıkardığı ve sosyal çalışmanın, mesleki değerleri ve bilgileri açısından aşmak zorunda olduğu engeller nelerdir?

Maneviyatı sosyal çalışmaya dahil etmenin önündeki engeller pek çoktur. Bazıları sosyal çalışma içerisindeki korku ve bilgi eksikliğinden dolayı ortaya çıkan yersiz önyargılardan doğar. Örneğin, maneviyattan bahsetmenin illaki belirli bir dine mensup olmayı gerektirdiği gibi bir varsayımından yola çıkarak maneviyatı keşfetmek konusundaki kaygılarını dile getirem kimi çalışma gruplarıyla görüştüm. Nasıl ki mesleğimiz, ev içi şiddet konusunun görünür kılınması noktasında isteksizlik gösteren çalışmacılara rahatlıkla itiraz edebiliyorsa, yine aynı şekilde maneviyat yaklaşımına karşı gösterilen temelsiz önyargılara da karşı çıkması gerekiyor. Profesyonel sosyal çalışmanın maneviyat konusundaki korkuya dayanan, yersiz yaklaşımlarına hoşgörü göstermek artık kabul edilir değildir.  

Diğer taraftan, manevi perspektifi sosyal çalışmaya dahil etme konusunda, kişisel ve tarihsel deneyimlerden ortaya çıkan ve azımsanamayacak bazı endişeler de vardır: Papazların ve kilise yöneticilerinin güçlerini yıkıcı bir biçimde fiziksel ve cinsel istismar da dahil olmak üzere suistimal etmeleri, yerli kültürlere, kadınlara ve eşcinsellere uygulanan eşitsizlik, mezhepçilik, korkutmaya dayalı eğitim, entelektüel tartışmayı yasaklayan katı dogmalar, bazen beyan ettikleri sevgiden çok daha önemliymiş gibi görünen yargılar ve kurallar.

Maneviyat ve psikolojinin birbirlerini karşılarına aldıkları düşüncesinin aksine, bütünleşmiş bir maneviyat perspektifi ikisini sağlığın tamamlayıcı yönler olarak görür.  İlişkilerin (toplumsal ve kişisel) dinamiklerine ilişkin profesyonel bir kavrayış ve psikolojik işleve dair anlayışımız sağlıklı bir maneviyat yaklaşımı için hayati önemdedir. Bu olmadan, psikolojik bütünlük olmadan maneviyatın yozlaşma ihtimali vardır. Bir Amerika’daki Budist Vipassana hareketinin liderlerinden biri olan Jack Kornfield kendi psikolojik ve ilişkisel meselelerle hesaplaşmaktaki   başarısızlıkları yüzünden bağımlılıkların ve aşırı cinsel davranışların tuzağına düşen Doğunun manevi önderlerine dair örneklerden alıntılar yapar. Diğer bazıları meditasyonu hayatlarının gündelik sorunlarından kaçış olarak kullanırlar. 6

Burada dini kötü, maneviyatı iyi olarak gören trendin etkisine kapılmamak çok önem taşıyor. Her ikisi de suistimal, çarpıtma, ikiyüzlülük,  vs. risklerini taşırlar. Hudson Smith “Din çağdaş pek çok göze çirkin yüzünü gösterir…” fakat “bu kaba yüzeysel yaklaşımlar, derinlerden akan özgürleştirici aklı görmemizi engeller. (aktaran Novak, 1994, s. xiv).

İyi temellendirilmiş sosyal çalışmanın maneviyatla bütünleşmesi için gereken önemli etmenler nelerdir?

İnanıyorum ki, belirli etmenlerin varlığında, maneviyatın üretken profesyonel keşifleri çok işe yarayacaktır: 

  • Farklılığın temel değerlerine saygıya dayanan hoşgörü, birbirimizin deneyimlerinden öğrenebileceğimize duyulan inancın varlığı.
  • Manevi inançları sosyal çalışmanın fikir ve araştırmada bütünlük gibi üstün yöntem (best practice) uygulamalarında kullanılan standartlar karşısında sorumlu kılmak için çok ciddi bir kararlılığın bulunması 
  • Sosyal çalışmanın mesleki etik kuralları ile çeliştiği takdirde her inancın itirazlara açık olması
  • İnançlar, ritueller ve yorumlar – ister bir sosyal çalışma araştırmasıyla ister kutsal bir metin ile uğraşıyor olalım- kesin olarak tanımlanmamış koşullar ile en iyi şekilde anlaşılabilir. Sosyal çalışmanın diğer yönlerinde olduğu gibi bu tip bir davranış da sosyal çalışmacıyı diğerlerine, yeni ve değişik fikirlere açık hale getirir. 
  • Mesleki etkililiğin en güçlü kısmı kendi kendi içimizde olduğumuz kadar danışanlarımız karşısında da açık ve güvenilir olmamızda yatar. 8 Nitelikli bir maneviyat bizi çeşitli disiplinler ve açıklığı ve sahih bir duruşu destekleyen bir yaşam tarzı konusunda yüreklendirir.    Aslında etkili sosyal çalışmayı ve manevi pratikleri sahte ve etik olmayan pratiklerden ayırmada çok önemli bir faktördür. Bu (hem sosyal çalışma için hem maneviyat için) zorlayıcı inançların sahici bir duruşun yerini aldığı kultizm ve dogmatizmde görülebilir. 
  • Sosyal çalışmacıya manevi pratikleri ve bunların kuramsal altyapısı hakkında soru sorulabilmelidir. 

Danışanlar açısından maneviyatın önemini anlamamızı sağlayacak ne tip araştırmalar mevcuttur?

Manevi pratiklerin sağlığa yararları üzerine yapılan araştırmalar dini grup çalışmaları ve maneviyatı daha geniş bir olgu olarak ele alan anketlerden oluşmaktadır. Yakın zamanda yapılan bir araştırmada Jeff Levin “dini9 ilişkilerin sağlık ve hastalıklar üzerindeki etkilerini araştıran akran değerlendirmeli 200’den fazla makaleye dair istatistiksel bilgileri sunuyor.” (2001, s.6). Bu bulguların bazıları Michigan, Yale, Duke, Berkeley, Rutgers, ve Texas gibi önemli üniversitelerde yapılan araştırmalardan elde edildi. Bu bulgular şu şekilde özetlenebilir:

  • Düzenli dini hizmetlere katılan insanlarda, düzensiz katılanlara ya da hiç katılmayanlara göre daha az hastalık ve ölüm oranları görülmektedir. 
  • Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ilk üç ölüm sebebinin her biri için –kalp krizi, kanser ve yüksek tansiyon- dini bağı olduğunu bildirenlerde daha düşük hastalık oranı görülmektedir. 
  • Özel ya da toplu dini aktivitelere katılan yaşlılarda daha az belirti, daha az disability, daha düşük depresyon oranları, daha düşük kronik anxiety ve bunama (dementia) görülmektedir. 
  • Dini aktivitelere katılım, Afrikalı Amerikalılarda psikolojik iyilik halinin en güçlü belirleyenidir – sağlık, hatta parasal zenginlikten daha önemlidir. 
  • Faal olarak dindar olan insanlar, ortalama olarak, dindar olmayanlara göre daha uzun yaşarlar. Dindar insanların sigara içmek, alkol kullanmak gibi davranışlardan uzak durmalarını incelediğimizde de kanser ve ölüm riskinin azaldığını görürüz. 

Meseleyi dikkatli bir şekilde inceleyen İngiliz bilim insanlarına göre, “geleneksel psikolojik ve seküler toplumsal etmenlere baktığımızda hastalık sürecinde en az etkili olan, dini ve manevi inançlardır. (Levin, 2001, s. 102). National Institute of Health Research (Ulusal Sağlık Araştırmaları Enstitüsü) başkanı Dr. David Larson şunu ileri surer: 

Tıp profesyonelleri yıllardan beri dinin ruh sahlığına zararlı olduğunu varsayıp, bunu kamusal olarak ifade ederlerken, ben din ve sağlık arasındaki ilişkiye dair var olan ampirik araştırmalara baktığımda sonucun baskın bir şekilde olumlu olduğunu görüyorum. (2001, s. vii)

Larry Dossey kendi araştırmasından çıkan son bir kanıyı ekliyor, “Gelecekteki tıp tarihçileri 20. Yüzyılı maneviyatın uzunca bir yokluktan sonra tedavi alanına geri geldiği bir dönem olarak tanımlayacaklar…”  (Levin, 2001, s.vii).

Maneviyat danışanlarımıza hizmet sunarken ne gibi faydalar sunabilir?

 Bu soru, maneviyatın dünyayı, danışanın deneyimini ve sosyal çalışmacıyı nasıl değiştirdiği ile ilgilidir. Burada maneviyatla sosyal çalışma arasında daha çok uygulamaya dayalı bir bağ kurarak başlayabiliriz. Öyle hissediyorum ki, maneviyata dönük artan ilgi varlığımızı belirten ama “nesnel, mesleki” bir bakışın radarından kaçan temel enerjilerle ilgili farkındalıkla ilişkilidir. Hameed Ali “psikoterapinin etkisi bazı temel durumlar konusundaki bilgisizliği nedeniyle sınırlı olmuştur. Bu nedenle çözümler bizi tam olarak tatmin etmeyen bir düzeyde, benlik ve duygular düzeyinde ortaya çıkıyor” diye vurguluyor. (aktaran Schwartz, 1995, s 412).

Kuantum fiziğinin kavrayışı, deneyimimizi şekillendiren göze çarpmayan enerjilere dair algının;  alternative tıp, kaos ve alan teorileri, ve doğunun bilgi ve erdemi ve batının mistik gelenekleri tarafından daha zengin bir şifa için fark edilmesini sağladı. Aslında Carl Jung Modern Man in Search of a Soul’da manevi ihtiyaçlarımızın günümüz psikolojisinin keşfini sağladığını söyler.  (1955). Sosyal çalışmanın güvenilir bir maneviyatın keşfine erişimi çeşitli araştırma alanlarının öncüleri tarafından kayda değer biçimde kolaylaştırılmıştır.10

Sosyal Çalışmanın Manevi Boyutundan Çıkarılan Sekiz Uygulama

İzin verirseniz şimdi bu zengin yaklaşımdan yola çıkan sosyal çalışma pratiğinin çeşitli sonuçlarından bahsetmek istiyorum. Özellikle şu hususu aklımızda tutmamız gerekir ki burada bahsedeceğimiz noktalar halihazırda birçok sosyal çalışmacı tarafından zaten uygulanmaktadır. Belirli bir dinsel bağı olsun ya da olmasın, birçok sosyal çalışmacı manevi hassasiyetlerle hareket etmektedir.

I) İyileşmeyi sağlayan sosyal çalısmacı degil, hayat enerjisinin bilinçli kolaylaştırılmasıdır. Bir psikyatr olan ve uzun yıllar mesleğine manevi bir açıdan yaklaşan Gerald May’in şöyle bir önerisi var: “işin manevi boyutunun daha da çok takdir edilmesiyle birlikte, bizler de danışanlar üzerinde çalışmaktan çok, onlarla birlikte çalışıp manevi kuvveti ya da danışanların inayetlerini kolaylaştırmaya yöneliyoruz” (1992, s.8). Bu kolaylaştırıcı rol teknik bir boyuttan çok sosyal çalışmacının varlığının iyileşme sürecine sunduğu niteliğe odaklanmaktadir. Eckhart Tolle bu durumu “süreçlerin hızlanmasına” yardım eden “yoğun ve bilinçli bir mevcudiyet durumu” olarak tanımlıyor. Kişinin kendi kontrolünün geliştirilmesini, ya da kişilerin hem kendilerine hem de başkalarına daha duyarlı olmalarını sağladığı ölçüde, sosyal çalışma birçok manevi gelenekten beslenerek onların tekniklerini kullanabilir. Bu yaklaşım oldukça güçlü bir sosyal calışma aracı olabilir. Terapi etkinliği üzerine yapılan çalışmalarda da bu noktaya işaret edilmektedir. (Lebow, 2001).        

II) Egodan ruha gecmek. Psikoloji ve sosyal çalışma, egonun (tekil kendimizin) desteklenmesine odaklanırken, manevi mesele bizleri ruha (kişiötesi psikolojide “Kişi” alternatif bir terimdir) bakmaya yönelterek sosyal çalışma perspektifini zenginleştirmektedir. Bu bizlere, daha derin ve bağlantılı bir insan deneyimi sunar. Bu yaklaşım, özel doğamız içerisindeki gizemlere bakmaya ve her bir insan icin özsel bir saygı duymanın önemine dikkat çeker. Bu yaklaşım 4. yüzyılda bir çöl münzevisi olan agnostik hocası Monoimus’un sözlerinde yankılanır:

Tanrıyı, yaradılışı ve buna benzer meseleleri aramaya son verin. Kendinizden başlayarak onu arayın. İçinizdeki her şeyi kendisinin kılan ve “Benim tanrım, benim aklım, benim düşüncem, benim ruhum, benim bedenim” diyen şeyin kim olduğunu öğrenin. Izdırabın, neşenin, aşkın ve nefretin kaynağını öğrenin… Eğer bu meseleleri dikkatlice incelerseniz tanrıyı içinizde bulacaksınız (Keen. 1995, s.2).

Ruhun ilahi çağrısı ve çok daha büyük amaçlara olan bağı bizlere hem danışanların yaşamlarının merkezini hem de sosyal calışma müdahalesinin bağlamını şekillediren çok daha büyük bir enerji sistemini hatırlatır.

III) Hayattaki önemli dönüşümlerin rehberi olarak tören ve söylenceler. Freud’un ve diğerlerinin (bkz. Bakan (1975), Jung (1955), Joseph Campbell (1968), Mircea Eliade (1959)) gösterdiği gibi, dinsel ve ruhani gelenekler hayatın çeşitli evrelerinde bizlere yol gösteren sembol, söylence ve törenlerin kaydını tutarlar. Çesitli psikoloji ve sosyal çalışma ekolleri bu yaklaşıma büyük önem vererek rüyalarla ilgilenir, bilinçaltını keşfeder, aile terapisinde törensel uygulamaları kullanır ya da anlatı tedavisi uygular. Bu uygulamalar bizlerin bireylerle, ailelerle ve topluluklarla calışmalarımızda fevkalade faydalıdır. Sosyal calışmacılar toplulukların kutlamalarını kolaylaştırırken ya da çiftlere geçmişteki sorunları alt edebilmeleri icin birlikte geçirdikleri zamanı törenselleştirmelerine yardım ederken bu tür manevi geleneklerin hikmetlerinden faydalanırlar. Sosyal çalışmacının yapması gereken sadece geçmiş söylenceleri analyışlı bir biçimde okuyup modern zamanların önyargılarına teslim olmamalarıdır. Böylece aşk hakkında, ölümle ve kayıpla yüzleşme üzerine, umutsuzluk ve değişime dair zengin öğretileri görebilirler. Bütün bunlar kendisi için en doğru yolu arayanlara bahşedilmiş hediyelerdir.

Söylence ve törenler doğru anlaşıldıklarında insanlar arası saygı ve hürmeti geliştirerek yalnızlık ve nihilizm ile mücadele eder. Kişiliğimizi çeşitli hikaye ve törenlerle birleştirirsek hayatımızın ve dertlerimizin aslında hayatın bütünün bir parçası olduğunu keşfederiz. Böylece doğru yolu bulmak icin ipuçlari ve dertlerimiz icin teselli buluruz.

IV) Sosyal çalışma araçlarını enerji çalısmalarına kadar genişletmek. Maneviyat bizleri deneyimin tüm yönlerini hesaba katmaya ve sadece fiziksel varlıklar olmadığımızı kabul etmeye zorlar. Bizler sadece aklımızın ve niyetlerimizin ürünleri değiliz. Bu manevi boyutu hesaba katan bir çalışma, enerjiyi araç olarak kullanır. Burada enerjiden kastımız gözle görülmeyen ama düşüncelerimiz, duygularımız ve fiziki deneyimlerimiz için esas teşkil eden yaşam gücüdür. Pratik uygulamalarda sosyal çalışmacılar anlayışımızı asan ama akılsal ve incelikli duyularımıza hitap eden yaratıcı gizem deneyimlerine katılmaya davet edilmektedirler. Bütüncül beden psikoterapisi (IBP) (Rosenberg, Rand & Assay, 1985) ve Göz Hareketleri Eşliğinde Duyarsızlaştırma ve Yenileme (EMDR), (Shapiro, 2001), rüya çalışmaları, bilinç değişiklikleri çalışmaları gibi yaklaşımlarda gösterildiği üzere, enerji çalışmalarının incelikleri kelimelerin ötesine geçerek düşüncelerin, duyguların ve davranışların biçimlendirilmesine yardım eder. Enerji çalışmaları, enerji tıkanmalarını açmayı ve çeşitli düşünce biçimlerini temizlemeyi kapsar. Ayrıca psikolojik ve fizyolojik sağlıkla ilişkili yuksek enerji üretmeyi amaçlar. Ruh, Chi, Qui, Baraka, hosero, morfojenik alan, saklı dozen, ısık, prana, tin gibi isimlerle bilinen enerji alanının varlığın temelini ihtiva ettiği söylenmekte ve fiziksel varoluştan daha önemli oldugu vurgulanmaktadır. Bu, danışanlarımıza uygulayabileceğimiz çok güçlü bir müdahale biçimidir.  

V) Duaların iyileştirme gücü vardır. Budizm ve Hıristiyanlik gibi manevi gelenekler bize düşüncelerin ve niyetlerin gücüne saygı göstermemizi öğretir. Bilinç seviyesinde ise düşünce ve niyetlerin bizi ve bizim diğer düşünce ve niyetlerimizi etkilediği görülebilir. Bu durum algıya ve kendi kendini gerçekleştiren kehanet fikrine dair düşüncelerimizi aşar. Danışanlarla olan çalışmalarımıza niyetlere dair dikkatli ve saygılı bir tavrı nasıl ekleyebiliriz? İbadetler nasıl niyetlerimizi temizleyen ve işimize baska türlü bir iyileştirici güç katan bir araç olabilir?

İbadet gibi dini pratiklerin yeni bir tür ilaç olarak kullanılabileceği benim aklıma uzunca bir süre gelmemişti. O zamanlar danışanlarım için dua etmiyordum ve kendimi ahlaki bir ikilemde buldum. Eger bu çalışma güvenilirse nasıl olur da danışanlarım için dua etmem? (Dossey’den aktaran Levin, 2001, s.9).

VI) Manevi liderlerin Güçlü birer örnek olması. Bu örnekler cesaret verici nitelikte olup hayattaki olanaklar hakkında geniş bir vizyon sağlarlar. Tüm geleneklerden kutsal insanların, azizlerin, avatarların, şamanların, saygı duyulan liderlerin ve büyük ögretmenlerin yaşam hikayeleri bizlere birçok sey öğretir ve işimizde bizlere ilham verir (Schwartz, 1996 ve Yancey, 2001 büyük manevi liderlerin hayat hikayelerini mükemmel bir şekilde özetlemektedir). Adanmışlık hikayeleri olmaktan çok, büyük manevi liderlein öyküleri onların mücadelelerinin, başarılarının ve gizli kalmış cesur edimlerinin anlaşılmasını sağlar. Büyük liderlerin yüreklendirici örnekleri her insanın sahip olduğu muazzam potansiyeli gösterir.  

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s