Başımıza gelen tüm bu şeyler ve başımıza gelecekler

Merhaba (bir kelimenin içine ne kadar iyi niyet sığıyorsa öyle bir merhaba) .Bir şeyler yazıyorum yine bloga, bir şeyler olsun diye. Olur mu bilmem, ben yazmaya devam edeceğim….

Elazığ depremi ne zaman oldu diye sorsam size, doğrudan veya dolaylı bir şekilde depremden etkilenmemişseniz, bu depremin bu yıl içinde olduğunu hatırlamayabilir, yanlış yanıt verebilirsiniz. (Verdiğiniz yanıtı eleştirecek değilim. Siz okuyucuyu suçlayan bir metin kaleme almak da değil derdim zira okuyun diye yazılmış bir metne kin kusmak, yazılanları bulunıklaştırır, size kin de kusmuyorum, ben kimim ki sizi eleştirecek, sizden farksız mıyım? ) Bu durumun psikolojik açıklamalarını bir yana bırakalım, 2020 yılı acaba başımıza ne gelebilir diye soracağımız bir yıl oldu. Türkiye’de son 3000 yıl içerisinde 90 kez oluşan bir doğal olayı tsunamiyi bile gördük.

Daha neler görebiliriz diye soramadan, 2020 yılına yüklediğimiz negatif anlamları, ilk defa bu kadar istekle, 2021 yılına dair beklentilerimizle yok etmek istiyoruz. A.Kadir’in olur biter şiirinde dediği gibi “başımıza gelen tüm bu şeyler, dünyada olmamaktan daha iyi” deyip hayata, rutinlerimize, başımıza gelecek tüm bu şeylere hazır olmaya çalışıyoruz. Fakat, enkazın (fiziki ve psikolojik) kaldırılmasının ardından aldığımız deprem çantaları gibi bir kenara bıraktığımız hazırlıklarımız, bizim içimizi şu an için rahatlatıyor olsa da, afete yine hazırlıksız yakalanmanın tüm koşulları mevcut. Afet öncesini bir kenara bırakıp muhtemelen bir dahaki afet olduktan sonra toplum olarak aşağıdaki tepkileri vereceğiz:

  1. Sosyal medyada yayılan haber alma ihtiyacının ardına saklanmış enkaz görüntüleri ve acı üzüntü ve ardından duyulan yardım yapalım isteği
  2. Yardım için çılgın bir seferberlik
  3. Koordinasyonsuzluktan oluşan yardım yığınları /aynı şey psikososyal destek için de geçerli
  4. Yardım kuruluşlarına güvenmemekten dolayı oluşan yardım grupları
  5. Afetin 20.gününde azalan gönüllü desteği
  6. Rutine dönüş (not :1)

Peki ne yapmalıyız mucize aramak ve bu işe kadar demekten başka ? Binaları güçlendirmek mi? Kuşkusuz evet. Fakat , binaları güçlendirme sürecinin bir parçası değilsek afetle ilgili sorumluluğumuz yok mu ?

Var! Afete nasıl hazırlıklı oluruz sorusunun yanıtını aramalıyız, tek bir reçete yok zira … Modern afet yönetimi anlayışı, afetin sadece bir kurumla değil, kamu, yerel ve özel sektörle yönetilmesine hazırlık aşamasından son aşamaya kadar afetin her aşamasında halkın katılımının sağlanmasına dair bir vurgu yapıyor. Ayrıca, afetlerden öğrenilenleri bir fırsat olarak görüp bir dahaki afete daha hazır olmayı da hepimize bir sorumluluk olarak yüklüyor.

Yaşadıklarımızdan öğrendiklerimizi fırsat bilip afet öncesinde bizim yerelde, başımıza bir şeyler gelmeden, başımıza bir şeyler geldiğinde nasıl hareket edebilirizi konuşmamız ve afete duyarlı toplumların gelişmesini sağlamamız gerekiyor. Bunun için de afet olursa ne yaparız sorusunun yanıtından kaygı duyan insanları bir araya getirmek lazım. Öyle büyük büyük laflar söylemek için değil, hatta bazılarımızın bu tür yapıları kötülemek için söylediği “siyaset yapmak” için değil, sadece bir soru etrafında toplanmak ve afete sosyal politikanın tüm paydaşlarıyla hazır olmaya çalışmak gerekiyor. Kim öncü olur derseniz bu işe bir meslek var: sosyal hizmet uzmanlığı/sosyal çalışmacı, tutun kolundan mahallenizde varsa bir tane biz bunu yapacağız bize destek ol diye, o size destek olacaktır.

Afete dair yapılabilecek başka şeyler de var. Aslında afetten öğrendiklerimiz şeyler:

  1. Afet döneminde telefon hattı yerine internet aracılığıyla bağlanabilen programlar aracılığıyla iletişim
  2. Afet mahremiyeti (çocukların fotoğrafını paylaşmamak gibi)
  3. Afette yardım etme isteğinin bazen kötü bir şeyde olabileceği……..
  4. …..
  5. …….
  6. Yazacak çok şey muhakkak, halen afetten öğreniyoruz. belki güncellerim bu yazdıklarımı…Ama afet her zaman kapımızda, bir yerlerden başlayalım diye yazıyorum. Hadi ben kuyuya taşı attım, gelin ardımdan…

Not 1: Beşinci ve altıncı madde afetlere verilen genel bir tepki, afete dair duyduğumuz duygular “anormal durumlara verilen normal ama anormal tepkilerin bileşkesi” toplumun normalleşmesi (bilimsel bir görüş beyan etmiyorum burada) lakin ilk dört tepki kader değil

36. yaşımdan herkese ama özellikle fedakar AFAD çalışmalarına selamlar!

umut

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s